Hepatit Hastalığı Azalıyor.

Kronikleşme riski olması nedeniyle toplum sağlığı açısından büyük önem taşıyan Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin görülme oranları; hastalığın çok iyi tanınması, nasıl bulaştığının bilinmesi, taramaların yapılması ve alınacak önlemlerin iyi duyurulması sayesinde yeni kuşakta hızla düşüyor.

Genel bir isim olan hepatit; karaciğerin bir mikroba (bakteri, virüs veya mantarlar gibi), alkole, ilaca ya da otoimmün diye adlandırılan, vücudun yarattığı ancak nedeni belli olmayan etkenlere bağlı olabilecek iltihaplanma durumu olarak tanımlanıyor. Viral hepatitler ise bu etkenlerden biri olan virüslere bağlı oluşuyor. Hepatit denilince akla ilk olarak, viral olan “Kronik hepatitler” geliyor. Viral hepatitler virüs tipine bağlı olarak Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D, Hepatit E, Epstein-Barr virüsünün yol açtığı hepatit ve herpes virüsü hepatiti olarak çeşitleniyor. Bu türler içinde Hepatit A, E ve Epstein-Barr virüsü gibi virüslere bağlı hepatitlerin akut olarak ortaya çıktığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Gürsoy, “Akut hepatitte, virüs haftalar ya da aylar içinde iltihaba neden oluyor. Vücut ise virüse karşı savaşıyor, onu yeniyor ve kendini virüsten temizliyor. Ancak Hepatit B, C ve D kronikleşebiliyor. Yani bu mikrop sürekli vücutta tutuluyor ve ilerleyen zamanlarda virüs karaciğerde siroz oluşumuna yol açabiliyor. Hepatit D ise yalnızca Hepatit B ile infekte kişilerde kronikleşebiliyor. Toplumsal ve ekonomik anlamda sorun haline gelebilen virüsler ise kronikleşen türler oluyor” diyor.

Kronik hepatit dünya genelinde hem maddi hem de manevi açıdan toplumsal bir sorun olarak gösteriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2009 yılı verilerine göre dünyada 350 milyon kronik hepatit hastası bulunuyor. Bunların da yaklaşık 150 milyonunun Hepatit C ile enfekte olduğu biliniyor. Ayrıca, Asya ve Afrika ülkelerinde %7’nin üzerinde hasta ile yoğun derecede, Doğu Avrupa ülkelerinde %2-7 oranındaki hasta ile orta derecede, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde ise %2’nin altında oranla çok daha az derecede hepatit hastası görülüyor. Hepatitli hasta sayısı; tıbbi bilgi birikimi, toplumun taranması ve hijyen kurallarının bilinip uygulanmasına bağlı olarak hızla düşüyor. Türkiye’de mikrobun artık çok iyi tanınmış olması, nasıl bulaştığının iyi bilinir hale gelmesi, tanının çok hızlı konulabilmesi, nasıl önlem alınacağının bilinmesi ve basın-yayın organlarının bilgilendirici yayınlara yer vermesi sayesinde, yeni kuşaklarda kronik hepatit hastalarının görülme sayısı hızla azalıyor.

 

Doğumda anneden bebeğe geçebiliyor

Kronikleşebilme özelliği nedeniyle öne çıkan Hepatit B ve Hepatit C, kan yoluyla bulaşıyor. Doç. Dr. Murat Gürsoy, bu hastalıkların doğum sırasında anneden çocuğa geçebildiğini belirterek şunları söylüyor: “Doğumda annenin kanı, çocuğun derisinin herhangi bir yerinde tahriş olan bölgeye temas ettiğinde deri altına geçerek bulaşabiliyor. Özellikle Hepatit B’nin alt gruplarından Hbe Ag antijeni pozitif olan hastalarda, doğum sırasında bir önlem alınmazsa vajinal yolla doğan bebeklerin %90’ı kronik Hepatit B hastası oluyor. Bu hastalık geri kalmış toplumlarda doğum yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve hasta sayısı yüksek oranlara varıyor.”

Hepatit B ve Hepatit C; tırnak makası, diş fırçası, tıraş bıçağı, dövme veya akupunktur iğnesi, manikür-pedikür malzemeleri ya da diş tedavisinde kullanılan ancak iyi sterilize edilmeyen delici ve kesici aletlerin ortak kullanımının yanı sıra, cinsel yolla ya da kan ürünleriyle de bulaşabiliyor. Doç. Dr. Gürsoy, teknolojinin gelişmesi sonucu bu virüslerin çok rahat saptanabilmesi ve kan ürünlerinin çok iyi kontrol edilmesiyle, bu yolla bulaşan günümüzde çok nadir görüldüğünü belirtiyor.

 

Yaş küçüldükçe kronikleşme artıyor

Hepatit B veya Hepatit C virüslerinin bulaşma yolları aynı olsa da kronikleşme oranları farklılaşıyor. Hepatit B hastalarında mikrobun vücuda girmesinin ardından önce akut bir enfeksiyon geliştiğini ve vücudun mikrobu yenip, tamamen temizleyebildiğini belirten Doç. Dr. Murat Gürsoy, “Kişinin yaşı ne kadar gençse kronikleşme oranı da o kadar artıyor. Anneden doğum sırasında bulaşan virüs %90 oranında kronikleşirken, bu oran beş yaş altında %15-30, yetişkinlerde ise %5’in altında görülüyor. Yetişkinlerde mikrop vücuttan temizlendikten sonra hasta ona karşı doğal bir bağışıklık geliştiriyor ve mikrop tekrar geldiğinde hastalık oluşmuyor. Hepatit B, akut döneminde nadiren ölümlü tablolara yol açıyor. Hepatit C’de vücudun mikrobu yenme oranı %15, hastalığın kronikleşmesi ise %85 oranında görülüyor” diyor.

Hepatit B ve Hepatit C, grip gibi diğer akut viral infeksiyonlara benzer belirtiler vermesinin yanı sıra deri ve gözlerde sararmayla da kendini gösterebiliyor. Hastalığın genç yaşlarda daha hafif, yaş ilerledikçe daha alevli seyretmesi, gençlerde kronikleşme oranlarının neden yüksek olduğunu da açıklıyor. Bir çocuğun yeni gelişen bağışıklık sistemi, mikrobu tanımıyor ve onunla savaşamıyor. Tüm viral enfeksiyonlarda olduğu gibi halsizlik, kırgınlık, yorgunluk, bulantı, kusma, hafif ateş, ishal gibi belirtilere bazen göz aklarında sarılık ve idrar renginde koyulaşma da

eşlik edebiliyor.

 

Rutin kan testlerinde fark edilebiliyor

“Belirtilerin ayırıcı olmaması tanıyı zorlaştırıyor mu?” sorusuna Doç. Dr. Murat Gürsoy şu yanıtı veriyor: “Hasta bir enfeksiyon nedeniyle hekime başvurduğunda, şikayetlerinin neden kaynaklandığını bulmak için bazı rutin kan testleri ile böbrek ve karaciğer işlev testleri isteniyor. Bu öncül, basit testler sırasında eğer karaciğer enzimlerinde bir yükselme gözlenirse daha ayrıntılı ek incelemelerle virüs aynı gün içerisinde bile belirlenebiliyor. Hepatit B ve Hepatit C taraması hızlı ve güvenilir bir şekilde yapılabiliyor.”

Virüsün bulaşmasıyla hastalığın ortaya çıkışı arasında geçen kuluçka dönemi, virüsün nasıl alındığına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Belirtiler genellikle iki ay içinde ortaya çıksa da, bu süre bazen altı aya kadar uzayabiliyor. Vücut bazen virüse hemen tepki göstermiyor. Mikrop karaciğerde çoğalmaya başlasa da iltihap oluşmuyor. Bu durum inaktif veya taşıyıcı olarak adlandırılıyor ve hastaya virüsün uyuma evresinde olduğu bildiriliyor. Virüs uyandığı zaman ise aktif infeksiyon başlıyor. Vücut mikrobu öldürmeye çalışıyor, karaciğer hücrelerinde patlamalar oluyor. Bu durum, kronik hepatit safhası olarak adlandırılıyor. Yenidoğanlarda “immün tolerans” durumu nedeniyle, başlangıçta daha çok taşıyıcı formda ilerliyor. Karaciğer enzimlerinin incelenmesinde hiçbir belirti görülmüyor ve virüs varlığını sessizce sürdürüyor.

 

Kimler aşı yaptırmalı?

Kronikleşme riski nedeniyle toplum sağlığı açısından önemli olan Hepatit C’nin aşısı bulunmuyor. Hepatit B’de ise aşılanma yaklaşımları, görülme sıklığına bağlı olarak ülkeden ülkeye değişiyor. Örneğin %2’nin altında görülme sıklığı olan ABD’de hekimler, hemşireler, Hepatit B’nin yaygın olduğu ülkelere seyahat edecekler ve partneri Hepatit B ile infekte olan kişilerin aşılanması önerilirken; Türkiye’de Sağlık Bakanlığı Hepatit B aşısını rutin aşı programında değerlendiriyor. Bu programa göre; herkesin 0, 1. ve 6. aylarda, ardından bir yıl sonra tek doz olmak üzere dört kez aşılanması öneriliyor.

 

Sirozdan korunmak için düzenli takip gerekiyor

Hepatit virüsünün kronikleştiği hastaların %15-40’ında siroz, ardından da kanser gelişme riski ortaya çıkıyor. Doç. Dr. Murat Gürsoy, Hepatit C hastalarında siroz gelişmeden karaciğer kanseri gelişiminin çok nadir görüldüğünü, Hepatit B’de ise taşıyıcı olmanın karaciğer kanserine yatkınlığı artırdığını belirtiyor. Bu nedenle Hepatit B taşıyıcısı hastaların özel olarak değerlendirilerek üç ay, altı ay ya da yılda bir kontrole çağırıldığını vurgulayan Doç. Dr. Gürsoy, “Bu hastaların hiçbir şikayetleri olmasa da izlenmeleri önem taşıyor çünkü uyuyan virüs aktif hale döndüğünde de hiçbir belirti vermiyor. Söz konusu süreçte, karaciğer siroz durumuna ulaşana kadar için için yanıyor. Bu nedenle virüs uyuyor diye rahat olmamak gerekiyor” diyor. Virüsün aktif hale geldiği fark edildiğinde tamamen yok edilmesi mümkün olmasa da yeniden uyur pozisyona geçirecek tedaviler veriliyor. Hepatit C virüsüne bağlı hepatitlerde ise bu tedavilerin virüsü tamamen ortadan kaldırma olasılığı %50-90’lara kadar ulaşabiliyor. Hastada siroz gelişmesi halinde ise süreci yavaşlatacak tedaviler veriliyor ancak karaciğeri tamamen normale döndürmek mümkün olmuyor. Doç. Dr. Murat Gürsoy, tedavi edilemeyen sirozda karaciğer naklinin de bir çözüm olduğunun altını çiziyor: “Naklin ardından mikrop varlığını sürdürse de yeni nakledilen karaciğerin siroza dönüşme süresi yeterince uzun olabiliyor. Nakledilen karaciğerin yeniden infekte olma riski yüksek olduğu için, bu organı koruyacak tıbbi tedaviler uygulanıyor. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı ve karaciğer yağlanmasına neden olan aşırı kilo da Hepatit B ve Hepatit C hastalarında siroz sürecini olumsuz etkiliyor.”

 

Güncellenme tarihi: 27.07.2012

editor@anadolusaglik.org

Bu Yazıyı Paylaş

Yorum Yaz